
Biri 2004 Atina,diğeri 2008 Pekin
Olimpiyatları'nda gümüş madalya
kazanan Tanrıkulu kardeşler,
Türkiye'de tekvando denilince ilk
akla gelen isimler oldu. Üstelik ikisi
de aynı zamanda beden eğitimi
öğretmenliği yapıyor..

BİR AİLEDEN İKİ MADALYA:
Biri Atina, diğeri Pekin Olimpiyatları'nda gümüş madalya kazanan Tanrıkulu kardeşler, Türkiye'de tekvando denilince ilk akla gelen isimler oldu. Üstelik ikisi de aynı zamanda beden eğitimi öğretmenliği yapıyor..
Onlarınki tam bir tekvandocu ailesi. Ağabey Bahri Tanrıkulu (30), 2004 Atina Olimpiyatları'nda, kardeş Azize Tanrıkulu (22) 2008 Pekin Olimpiyatları'nda gümüş madalya aldı. Küçük kardeş Çağrı (19) ise 2012 Londra'ya hazırlanıyor.
Hepsinin aynı yolda gitmesine ağabey Bahri öncü olmuş. Okuduğu üniversiteler bile aynı. İkisi Akdeniz Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği mezunu, küçük kardeş ise hâlâ okuyor.
Aslen Diyarbakırlı aile üyeleri, Antalya'da yaşıyor. Zaten sorun da burada başlıyor!
2008 Olimpiyatları'nda Türkiye'ye madalya kazandıran sekiz kişiden biri olan Azize Tanrıkulu, Çin'de madalya mücedelesi yaptığı gün, yani 21 Ağustos'ta Türkiye'de öğretmenlik atamaları gerçekleştiriliyordu.
Bir yıl önce üniversiteyi bitiren milli tekvandocu, öğretmenlik başvurusunda bulunmuştu. "Geçen yıl, milli sporcuların öğretmenlik atamaları spor yaptıkları şehre çıkacak diye bir yasa çıktı. Ben de buna güvenerek başvurdum. Spor yaptığım yerin Antalya olduğunu belirttim. Ama Şırnak çıktı. Umarım bayram sonunda değişecek," diyor Tanrıkulu. Ama bu durum onu yıldırmamış. Şırnak'a gidip öğretmenliğe başlamış ama 15 Eylül'deki kampı için geri dönmüş.
Zaten milli sporcuların öğretmenlik hayatları pek okulda geçmiyor. Aynı şekilde Antalya'da beden eğitimi öğretmeni olan Bahri Tanrıkulu neden her ikisinin de illa ki öğretmen olmak istediklerini şöyle anlatıyor: 
"Yılın sekizdokuz ayı milli takım kampında geçiyor. Ama Antalya'da olduğum sürece okuluma gitmeye, oradaki öğrencilere yardımcı olmaya çalışıyorum. Milli sporcuların öğretmenlik yapması, gelecekte oradaki öğrencilere katkı sağlayacak. Birkaç yıl daha spor yapacağım. Bıraktıktan sonra öğretmenliğe devam etmek, başarılı sporcular yetiştirmek istiyorum."
Olimpiyatlar'da Türkiye'nin kazandığı sekiz madalyadan birinin sahibi olan Azize Tanrıkulu, altın madalyayı Koreli rakibine yenilerek kaybetti. Tekvandonun anavatanı Kore olduğu için, bu da biraz onun avuntusu olmuş: "Bir Avrupa ülkesinin sporcusuna yenilseydim çok üzülürdüm. Bir Koreliyle maça çıktığınız zaman puanlamalar Kore'ye doğru gidiyor. Çünkü merkez hakem komitesini Koreliler oluşturuyor."
Bunun üzerine Bahri Tanrıkulu araya giriyor: "Kore'nin bir hegemonyası var. Finale geldiğinde Azize'yle çok konuştum. Ben Atina'da ikinci olduğum için ikinciliğin ne demek olduğunu çok iyi biliyordum. İstedim ki kardeşim birinci olsun. Onu çok iyi konsantre ettim. Onun gözlerinde o hırsı gördüm, şampiyon olacağına inanmıştım."

Tanrıkulu kardeşler, olimpiyatlarda en çok ABD adına yarışan Lopez kardeşlerle karşılaştırıldı. Azize, Diana Lopez'i yenerken, Bahri Stevan Lopez'e yenildi...
İki kere dünya şampiyonu, bir kez Olimpiyat ikincisi olan sporcu, bu yenilginin üzüntüsünü bir süre yaşamış: "En çok madalya beklenen sporculardan biri bendim. Benim talihsizliğim oldu. Her sporcu her zaman başarılı olamıyor. Kumar gibi...
En çok bu maç için hazırlandım. Çünkü bu spor için biraz yaşlandım. Yurtdışında 35'e kadar yapan var ama yaşlandıkça daha çok antrenman yapmak lazım. Ben fazlasıyla yaptım. Ama altı dakikada işim bitti. Dört yıl boşa gitti, çöpe at! Bu da psikolojik olarak yıprattı beni. Neyse ki Azize madalya aldı."

KÜRSÜDEN İNİNCE HERKES EŞİTTİR
Olimpiyatlar biri için hezimetle, diğeri için sevinçle sonlandı. Ama her ikisi de dönüşte, bir haftalık tatilden sonra Antalya'da antrenmana başladı. Çünkü bakış açılarını şöyle anlatıyorlar: "Kürsüye çıkarsın, madalyan takılır, o an bir numara sensin. Ama kürsüden indikten sonra herkes eşittir. Bir sonraki turnuva için herkes eşit şartlarda çalışmak zorunda."
Bu arada bir organizasyona katılmak için İstanbul'a geldiler. Trafik yüzünden gidecekleri yere geç kalsalar da, biz en azından otomobilin içinde uzun uzun konuşma fırsatı bulduk. İkisinin ortak yönü, son derece hırslı olmaları. Başarılı olmalarında, önlerine çıkan engellerin de önemli rolü var.
Yaşadıkları sakatlıklardan üniversitede yaşadıkları umursamaz, hatta taş koyan tutumlara kadar... Şu an en yakın hedefleri ise iki ay sonra Konya'daki Takımlar Avrupa Şampiyonası'nda başarılı olmak.
OLİMPİYATLAR İÇİN BİR YILDA ALTI KİLO VERDİ:
Savaşçı ruhun yansıması Azize Tanrıkulu'nun Olimpiyatlardan bir yıl önce ön çapraz bağları koptu. Ama öyle hırslı ki, ameliyat olduktan dört ay sonra Türkiye'deki seçmeleri kazandı. Altıncı ayında olimpik barajı geçti ve olimpiyatlara katılmaya hak kazandı.
Bu arada 63 kilodan 57 kiloya indi. Olimpiyatlar'da yarışmak istiyorsa 57'ye düşmesi gerekiyordu. Çünkü 63 kilodakiler arasında boyu kısa kalacaktı ve şansı çok azalacaktı. Diğer taraftan mart ayında olimpik test turnuvasında elinden sakatlandı. "Çok sakatlık geçirince, maça çıkarken bir tedirginlik oluyor. Ama fizik tedavi yaptım, düzelmesi için çok çalıştım," diyor.
Ağabeyi ise ekliyor: "Sakatlıklar, biraz da bizim şanssızlığımız; tekvando o kadar sert bir spor değildir. Satranç gibidir, çok güç harcamanıza gerek yoktur. Kemik yapımızda mı sorun var, hemen kırılıyor, bilmiyorum! Yine de aileler çocuklarını korkutmasın. Çünkü sokakta dövüşmelerinin yerine, salonda spor yapmaları daha iyi."
Türkiye'de tekvandonun ayrı bir yeri var. Öyle ki 200 bine yaklaşan rakamıyla futboldan sonra en çok lisanslı sporcusu olan spor.
Bahri Tanrıkulu bu ilginin sebebini şöyle anlatıyor: "Tekvandoda Do felsefesi var. Bu felsefedeki anneye, babaya, küçüklere karşı sevgi, saygı ve vatan sevgisi, Türk milletine hitap ediyor. Yeni başlayanlara bu felsefe öğretilir. Önemli olan sporun tekniksel özelliklerini öğrenmekten ziyade, felsefesini anlamak. Ayrıca Türk toplumunun içinde savaşçı bir ruh da vardır. Bunu bir şekilde açığa çıkarmak istiyorlar sanırım."
|