| Seydamın Dilinden Sohbetler 5 |
|
Kurtalan'dan (14.11.2006-09.30)
Bir insan günah işlediğinde, Rabbül Alemin o insanı insan şeklinden çıkarır. Hz. Musa zamanındaki Yahudilerde bir kısım insanlar fare şekline, bir kısım insanlar domuz şekline girmiştir. Şimdi yok mu bunlar? Hayır Resulü Ekrem’den (ASV) sonra cismen artık yoktur. Ancak nefsen yani manevi olarak vardır. Yani bazı insanlar şeklen insandır fakat maneviyatı insanlıktan çıkmıştır nauzu billah. Başka bir hayvanın şekline girmiştir. Akrep olmuş veya domuz olmuştur. Ehli maneviyat olanlar o insanların şeklini o şekilde görürler. Nasıl ki Bediüzzaman (R.A) öyle diyordu. “Eğer insan şeklinde melekler görmek istiyorsanız Norşin’e gidin orada bazı insanlar vardır melektir ancak insan şeklindedir. Eğer siz akrep şeklinde, domuz şeklinde insanlar görmek istiyorsanız Avrupaya gidin.”
İman ikidir. Birincisi odur ki, insan günah işlerse günahtan sonra da pişman olmazsa demese ki keşke yapmasaydım, ben inşallah bir daha yapmayacağım deyip, tövbe etmezse, bu insana ne kadar vaaz da etsen tesir etmez çünkü bu insanda maneviyat bitmiştir. İnsan günah işlerse günah işlemesinde bir ayıp yoktur. Rabbül Alemin (C.C) insanın dünyasını, insanın bünyesini öyle yaratmıştır ki insan ilahını unutursa, yaratanının varlığını hissetmezse hemen günah işleyecektir. Yani insan günah işlemeye meyilli olarak yaratılmıştır. Hatta bir gün Resulü Ekrem (A.S) Hz Aişe’ye bakmış ve “Ya Aişe eğer dünyada günah işlemeseydin de devamlı olarak tövbe etseydin, Rabbül Alemin yeryüzünde başka bir halk, başka insanlar halkederdi, yaratırdı. Ve bu insanlar devamlı olarak günah işleyip bu günahlarından sonra tövbe ederdi. Bundan dolayı da Rabbül Alemin onlara rahmet ederdi.” demiştir. Çünkü Rabbül Alemin biliyoruz ki Rahman’dır Rahim’dir.
Sizler de Elhamdülillah ehli tarikatsınız. Rabbül Alemin o Saadat-ı Kiramın hatırına versin inşallah. Ve sizler de ciddi olarak işlediğiniz günahlarınızdan tövbe edersiniz, yaptığınız hatalarınızdan vazgeçersiniz ve kesinlikle öyle şeylerde ikinci bir hata yapmamak için terk edersiniz. Daha sonra bir hata olduğu vakit Rabbül Alemin Erhamurrahimindir. Rabbül Alemin (C.C) size merhamet eder.
Bir gün Resul-i Ekrem (A.S.V) öyle diyor: “İman iki kısımdır. Biri tatlı yani muhabbetli imandır. Diğeri de korkulu yani korktuğu için imandır.” Mesele birisi vardır Rabbül Alemini çok sevdiği için iman etmiştir. Hatta ve hatta bu insan bir de şöyle der: “Eğer insanlara Rabbül Alemin haşa ve kella bütün günahları mübah kılsaydı yani insanların işlediği günahları günah saymasaydı, yine o Allah’ı çok seven insan sevgisinden dolayı günah işlemezdi. Neden peki? Çünkü bu işler sevdiğinin yani Allah’ın hoşuna gitmezdi. İkinci çeşit imanda yani korkak iman da odur ki; insan sadece cehenneme girmemek için insan iman getiriyor. O kişinin imanındaki, ibadetlerindeki maksat cennete girmektir.
Ehli tarikat olduktan sonra inşallah sizin temeliniz budur ki; elbette ki insanların hatası vardır, insan nefis, şeytan, dünya bunların hepsi insanları ibadetten uzaklaştırmak istiyor, gerek ki insan çok çalışacak ki Rabbül Alemin insanı bu gevşeklikten bu saydığımız kötülüklerden kurtarsın. Sahabe-i Kiramdan (R.A) bir kimse vardı. Bir sahabeye rastladığı vakit, haydi toplanalım imanımızı tazeleyelim diyordu. Elbette ki imanlarını Allah’ı zikirle tazeliyorlardı. Çünkü insan Allah’ı zikir ettiği vakit Allah dediği vakit Allah da o kulunu anar ve unutmaz. Mesela sizler hatmeye giriyorsunuz ve burada Ya Baki Ente’l Baki diyorsunuz. Burada tevhit manasında Ya Rabbi baki Sensin baki Sen kalacaksın başka kimse değildir diyorsunuz. Ve insanların hatmede Lailahe İllallah Muhammeden Rasülüllah demesine ve değişik zikirler yapmasına vesile oluyorsunuz. İnsan eğer günde yarım saat veya on dakika toplanırsa bu mübarek zikri yaparsa bu zikrin ne kadar faydasının olduğunu insan hadislere bakarsa anlar. Sahabe-i Kiram (R.A) devamlı olarak toplanıp zikir ediyorlardı. Haydi gelin Allah’ı zikir edip imanımızı tazeleyelim diyorlardı. Bir saatte olsa imanımız taze olsun diyorlardı. Hatta bir Sahabe-i Kiram (R.A) Resul-i Erkemin yanına gidiyor ve Ya Resülüllah bir sahabe diyor ki bir saatte olsa imanımızı tazeleyelim, sanki bizim imanımız yok mu? Resul-i Ekrem (ASV) gülüyor ve “O sahabe çok haklı bir insandır.” diyor.
İnşallah sizin gevşekliğiniz olsa da tabi ki bu gevşeklik şeytandan gelir, nefisten gelir, tembellikten gelir,fakat biz onun mükafatını düşündüğümüz vakit derhal ibadetlerimize dönersek bu nefsi, şeytanı, tembelliği yenmiş oluruz. Biz her daim şöyle düşünmeliyiz. Ben hatmeyi yaparsam neyi kazanırım, neyi kaybederim, kendimi cehennemden muhafaza ederim, şeytanı kızdırırım. Peki namaz kılmazsam ne olur, nauzu billah, Allah’ı kızdırırım, Resul-i Erkemin cemaatinden kendimi uzaklaştırırım ve nauzu billah şeytanı razı ederim. Eğer bu iki şekli de düşünürsek inşallah ibadetlerimizin bizim üzerimizde faydası kat kat çoğalır.
Musibet odur ki insanın dünyada başına sıkıntılar gelir ve o sıkıntılara insan sabrederse iman güçlü olur, günahlar affolunur. O musibet güzeldir. İnsan hasta olur, hastalığı sevdiği halde de Allah Teala ona hastalık verir, o insanın derecesinin artması için ve günahlarını affetmesi için ona belalar, musibetler verir. Bediüzzaman (RA) “benim bir talebem vardı o talebemin şeyhi vefat ettikten sonra o talebem öyle bir hastalandı ki ben çok şaşırdım. İki sene devamlı olarak hastaydı ve o mertebe de o talebeme o hastalık yüzünden nasip oldu.
Bir bela daha vardır ki evlatlarım o bela insanın başına gelir. Nauzu Billah insan o beladan dolayı o sıkıntıdan dolayı Allah’a isyan eder. Rabbim o türlü belalardan hepimizi muhafaza eylesin inşallah.
Allah hepinizden razı olsun.
KAYNAK: http://www.norsin.org/sohbet-notlari/125-kurtalan-sohbeti.html |


















